Ve doğum!

By gulusturkmen

Aslı!
Pazartesi 2 kasım, rutin doktor randevusu.  Doktora tam bir saattir kasılmasız, devamlı, ama belirgin bir ağrı çekmekte olduğumu söylüyorum. Doktor iki kez üst üste NST’ye bağlıyor beni. Rahim ağzında hafif bir yumuşama varmış ama önemsizmiş. “Gece sancı artarsa arayın” diyor. Aynı akşam oğlumun okul toplantısına gidiyorum, yaya olarak. Hava nasıl da soğumuş! Düşünüyorum da, artık manikür, pedikür gibi işleri bekletmemem gerekiyor. Ne hikmetse gidip bir de fön çektiriyorum kuaförde.

Gece hafif bir kasılmayla uyanıyorum. Saat altı olmuştur diye kalkıyorum, meğer daha üçmüş. Uykuya dalamıyorum, sıcak bir duş almaya karar veriyorum. Duşun ardından bir kasılma daha. Eşimi uyandırıyorum, doktora telefon etmeye gerek var mı emin bile değilim. Utana sıkıla arayıp anlatıyorum durumu, “kusura bakmayın rahatsız ettim” diye. Doktor, acile gitmemi ve kontrol ettirmemi istiyor. Barış’ı yalnız bırakamayacağımızdan baba evde kalıyor, ben tek başıma biniyorum taksiye.

Beni hemşirelere götüren temizlik görevlisiyle asansörde kısa bir konuşma yapıyoruz: “İşiniz zor” diyorum ona, “bu domuz gribi yüzünden en çok siz risk altındasınız”. “Sormayın” diyor adam, “sabahtan beri kaç vaka geldi buraya, şimdiden kapıp kapmadığımı merak ediyorum”!

Bebek bakmanın en zor kısmı -benim için- gece uykusuz kalmak olduğundan, “bari kız bugün doğsa da bu gece uykusuz kaldığıma değse” diye düşünüyorum.
NST’de 5 dakikada bir kasılmam olduğu ortaya çıkıyor. Yatışım yapılıyor, ama sancı artmadığı sürece beklemedeyim. Annemi eve çağırıyoruz, sabah Barış’ı okula hazırlasın diye. Kocam hastaneye geliyor, refakatçi yatağına kıvrılıp uyuyor. Ben de dinlenmeye çalışıyorum.

Sabah doktor geliyor. “Kasılmalar başlamış ama henüz latent dediğimiz pasif sancılanma evresindesiniz”, diyor, “yani açılma yok, bebek doğum kanalına yerleşmemiş. Öte yandan, hala dönmediği için ben sezaryen planlıyorum. Bebek 39. haftasında. İsterseniz, sizi yormamak adına eve gönderip bir-iki gün daha beklemek yerine bugün alabiliriz bebeği”.
Hiç itiraz etmiyorum. Benim tek itirazım sezaryene idi, ama kız ters geliyor, doktor da başka müdahale yapmıyor. Ne yaparsınız?

Sezaryen: Tarlada doğursam daha mı iyiymiş?

Kahvaltımı yapmış olduğumdan en erken akşamüzeri ameliyat edilebileceğim söyleniyor bana. Ama birkaç dakika sonra bir hemşire geliyor ve telaşla şöyle diyor: “Şu anda ameliyathane boş. Eğer isterseniz sizi hemen alabiliriz, hadi acele edelim!”
Doğumun o gün olacağı ve o akşamüzeri olacağı fikirlerini sindirmeye çalışırken birden “haydi hop, şimdi!” moduna geçmek beni farkında olmadan germiş olmalı. Gerçi memnunum halimden ama, biraz fazla hızlı gidiyoruz…

Önce doğumhanenin yanındaki odaya alınıyorum, ortam hala olabildiğince “şirin”.
Elime kateter takıyorlar. İğneye olan hassasiyetim yüzünden canım yanınca tansiyonum düşüyor ve koca göbekli bedenimi yan yatırmak zorunda kalıyorlar (zor iş, karın kaslarım çalışmadığı için lambır-lumbur hareket ediliyor, öte yandan hızlı olmaya çalışıyoruz…) Sırtıma epidüral için kateter takılması lazım, anestezist “yatay pozisyonda da yapabilirim ama dik durmanız benim için daha iyiydi” diyor. Bir şey ters gitmesin diye ne yapıp edip dikiliyorum. Kateter takılınca koca göbekli bedenimi bir başka yatağa aktarıyoruz ve şirin bebek katını terk edip asansörle ameliyat katına iniyoruz.

Burası birkaç derece daha soğuk. Üzerimde klasik ameliyat önlüğü: Neresinden nereye bağlı olduğu belli değil, yani aslında her bir tarafım açıkta! Üşümeye başlıyorum. Tekrar oturtuluyorum, sırtıma soğuk bir antiseptik sürülüyor, hortum takılıyor ve koca bantlarla sırtımdan boynumun önüne getirilip sabitleniyor. Ameliyat önlüğü şimdi boynuma dolanmış durumda. Sol parmağımda ayrı, sağ kolumda ayrı bir cihaz. Doktorların “şimdi şöyle durun”, “şimdi böyle yapın” komutlarını takip etmekte zorlanıyorum. Tansiyon ölçer kolumu sıkıp sıkıp bırakıyor. Derken sırtımdaki hortumdan soğuk bir likit akıtılıyor ve anestezist soruyor: “Bacağınızda bir karıncalanma başladı mı?” Başlamadı. Beş dakika bekliyoruz, bir daha ilaç veriliyor. “Ya şimdi?” Başlamadı! İşlem beş kez tekrarlanıyor, bacağımda hala karınca marınca yok! “Kateteri yanlış yerleştirmiş olabilirim” diyor anestezist, “ya da işe yaramıyor”. İlk doğumda ne güzel yaramıştı oysa, tüh! Şimdi ne olacak? Başka bir iğne mi yiyeceğim?
Gitgide daha çok üşümekteyim. Sonunda epidüral yerine “spinal” yapmaya karar veriyor anestezist. Caaaaart! Sırtımdaki bantlar çıkarılıyor, bir şeyler yapılıyor ve yeniden bantlanıyorum. Umurumda değil, yeter ki anestezi işe yarasın!

Yatağım, tekerlekler üzerinde koridorlar kat edip garip bir yere getiriliyor: Geniş bir pencereden geçirilerek, bir bölümden başka bir bölüme aktarılıyorum. Yeni insanlar karşılıyor beni, hepsi güler yüzlü. Burada hava daha da soğuk! Artık resmen takırdıyorum. Üzerime sıcak bir kumaş örtüyorlar ama kısa süre içinde soğuyor. Oturtuluyorum yine. Donuyorum! Derken sırtımdan popoma, oradan bacaklarıma harika bir sıcaklık duygusu yayılıyor. Keşke bu sıcaklık yukarıya da çıksa! Meğer bu, kateterin etkisiymiş. Şimdi hızlı ve net bir uyuşma gerçekleşiyor. Yatırılıyorum, uyuşmamış göğsüm ve kollarım soğuktan tir tir titremekte, bedenimin aşağısı ise yok gibi! Takırdayan kollarımı iki yana yatırıp “kol tutucu”lara yerleştiriyorlar, bir de güzel bantlıyorlar ki, delirip kaçmaya falan çalışmayayım diye! Bu son derece sevimli ortamdan hoşlanmadığımı anlayan doktorla anestezist, bana gülümsüyorlar: “Haydi sıkın dişinizi, birazdan çocuğunuz doğacak!”

Anestezist benimle iki çift laf ediyor: Kız mı erkek mi? Adı ne olacak?
Demeye kalmıyor, doktorum “Aslı çok güzel bir bebekmiş Gülüş hanım, işte geldi!” diyor.
Nasıl! Ne zaman!
Gösteriyor: Karşımda küçücük, şipşirin bir bebek. Barış’ın kız versiyonu! Bacaklar iki yanda (anne karnında ters duran bebeklerin böyle bacakları açık olurmuş). Hemen yıkamaya alıyorlar. Göbeğini kesmelerini seyrediyorum. Gözlerim yaşardı! Barış’ı doğurmak için cengâver gibi ıkınmaktan öyle farklı ki bu! Barış’ı kollarıma alıp “tamam bebeğim, bitti” diye onu telkin etmiştim doğar doğmaz, kendimi güçlü ve duruma hâkim hissediyordum o zaman. Şimdiyse bir film seyrediyor gibiyim, olan biteni vücudum hissetmemiş!
Ağlıyor. İnce, küçük, güzel bir sesi var Aslı’nın. Barış’ın sesini de hatırlıyorum (kaydetmiştik), bu daha farklı, daha feminen! Çocuk doktoruyla hemşireyi duyuyorum, “güzel bir bebek” diye konuşuyorlar.
Aslı yukarıya, şirin ortama, babasıyla anneannesinin yanına gönderiliyor.

“Şimdi sizin dikişinizi yapacağım ve bitecek” diyor doktor.
Bu sözü duymak kâbus gibi: Sizi dikeceğim! Sizi az önce süper teknolojik araçlarla kesmiştim, kat kat derinizi yüzmüştüm, şimdi de elimdeki iğne ve iplikleri karnınıza batırıp batırıp çıkaracağım, ama hissetmeyeceksiniz! Derken ortalığı bir yanık kokusu sarıyor, “bu ne?” diye soruyorum, “iki damarınızı yaktım, kanama dursun diye”. Kısa süre içinde midem bulanıyor. Oksijen veriyorlar, “şu anda pozisyonunuzu değiştiremem sabredin” diyorlar ve ben daha fena oluyorum. Nefes alamıyorum, kusmam lazım, nefes almam lazım, başımı yana çevirmeye çalışıyorum. Bana maske tutuyorlar ama kusmak üzereyim, ne yapacağımı şaşırdım, başımı kaldırmaya çalışıyorum. “Panik atak geçiriyor” diyor doktor!

Uykudan uyanıyorum. Bana “Dormicum” vermişler ve yirmi dakika kadar uyumuşum. Hala ameliyathanedeyiz. Mis gibi hissediyorum!

Normal doğumu izleyen saatlerde bacaklarımın titremesi dışında bir “zorluk” yaşadığımı hatırlamam. Ama sezaryende, belden aşağınızı hissetmeseniz de kesiğin ağrısı hemen ortaya çıkabiliyor. Günler ağrı kesicilerin yardımıyla geçiyor! Ayağa ilk kalkışım en zoruydu, sanki karnıma yüzlerce iğne batırıldı. Bebeğe gelince, yine sezaryenin bir yan etkisi olarak çok iyi emmeye başlayan kızım ikinci günde emme zorluğu çekti ve kan şekeri düştü, mecburen iki gece birer doz mama aldı. Üçüncü gece evde geçti, inadıma mama vermedim ve çok şükür bebek gayet güzel emiyor…

Ve iyi haberler!

İkinci kez anne olmak tarif edilmez bir keyif! Muhtemelen “cool” bir “ilk anne” idim ama ikinci annelikte bütün gelişmelere hâkimsin, her şeyi ikinci kez yapıyorsun ama bu kez işin keyfini sürüyorsun, tuzaklara düşmüyorsun ve her şey daha kolay, daha hızlı olup bitiveriyor. Emzirme ve bez değiştirme sırasında nasıl az yorulunur; Bebek ne kadar emzirilmelidir; Memeye yapışan bebek canını acıtmadan nasıl oradan alınır; Gaz nasıl kolay yoldan çıkartılır… Haa, gaz demişken: Barış kolikli bir bebekti. Bunun anlamı, olabilecek en zor bebek problemi, piyangoda bize çıkmıştı. Aslı henüz öyle bir işaret göstermedi ve ben de makul sayıda uyandırıldığım bir “ilk gece” geçirdim!

Barış abiye gelince… Meğer nasıl bir sevgiyle, nasıl bir heyecanla bekliyormuş onu! Okuldan koşar adımlarla çıkmış. Hastane odasına girdiğinde önce tuvalete sokulup eli yıkatıldı, o sırada sesini duydum: “Dezenfektan nerde? Sürün elime!” (son günlerde moda olan domuz gribi önlemi) Geldi, önce gözleriyle bebeği aradı, buldu, eğildi baktı. Annemler eline “bebeğin getirdiği” hediyeleri tutuşturdular. İlgisi bir süre dağıldı, bir ara bana, yatağıma ve serumuma baktı, pek anlam veremedi, bebeğe döndü. O ilk gün fazla kalmadı, annemler onu eve geri götürdüler. Evde onu hediyelerin büyüğü bekliyordu: Uzun zamandır kardeşine sipariş vermiş olduğu “içine girilebilen kırmızı araba”. Bütün gün kendinden geçmiş vaziyette onunla oynamış. Akşam yemekte “hoşuma gitti” diye bir laf çıkmış ağzından. “Ne o? Araba mı?” diye sormuşlar. “Hayır, bebek” demiş.

İki gündür evdeyiz. Bana sürekli “anne ben çok sevindim bebek doğdu diye” diye ilan ediyor. İşin en zor kısmı, çok heyecanlı ve hareketli olan oğluma “aman, öyle değil de böyle sev” deyip durmak. Bebeği biraz hırpalamasına izin veriyorum doğrusu! Kıskançlık duygusu uyandırmaktan iyidir. Anneanneler, babaanneler ve hatta baba bile ister istemez bu yönde cümleler kurabiliyor: “Bebeği rahatsız etme”, “Öyle yapma bak kızarım”. Bense bebeği abisinin kucağına veriyor, bazı ilk kazalara da göz yumuyorum (başını döndürmek için onu boğazlamaya yeltenmesi gibi!)

Dipnot
Epidüralli normal doğum mu, epidüralli sezaryen mi?
Eğer anne adayları neyden bahsettiklerini bilselerdi, muhtemelen sezaryene bu kadar rağbet olmazdı.

Etiketler: , , , , , ,

4 Yanıt to “Ve doğum!”

  1. banu Diyor ki:

    Gülüş kalbim sıkışarak okudum valla geçmiş olsun… Ben epidural ile normal doğumdayken az daha sezeryana geçiş yapıyordum. Türkiye’de olsam çoktan cart diye kesilmiş olurdum ama Amerika’daki doktorlarım çok sabırlı ve sakin yönettiler bu süreci… İyi yanı en azından bunu ikinci bebekte yaşamış olman. Bu kadar cool üzerine tecrübeli anne olmasan çok daha zor olacaktı eminim.
    Barış ve Aslı ilişkisinde biraz hırpalama olayına göz yumma taktiğine bayıldım :) Tam benim kafama göre… Daha bir haftalıkken bile hormonların etkisinden sıyrılıp bunu yapabildiğin için tebrik ediyorum seni…
    “Freud’a ne yaptıkda çocuklarımız böyle oldu” diye bir kitap okudum. Kitap tüm psikanaliz değerlendirmelerinde olduğu gibi sana çözüm sunmuyor, örnek sorunlar ve kaynaklarını anlatıyor. Özetle Freud’un bir anneye söylediği cümlede; “ne yaparsanız yapın nasıl olsa iyi olmayacak :P ” Benim çıkarttığım sonuç su oldu aşırı duygusallığa kaçmadan çocuk ile empati kurabilmeyi başardığın noktada işler daha iyi yürüyor. Kardeş kıskançlığında da böyle… Kendi kralığına yeni gelen bir yabancı yüzünden tüm hareketlerini değiştirmek zorunda olsa sen ne hissedersin? Üstüne bu yabancı senin hükümdarlığa ortak çıksa… zor tabi…

  2. Filiz Diyor ki:

    İçim titreyerek okudum yazını bir çırpıda.. Gözünüz aydın, allah yeni kuzuyla sağlıklı, mutlu güzel günler yaşatsın size.. Abi kıskançlığı konusu öyle canımı sıkıyorki ne yapacağımı hiç bilmiyoum bende..

  3. gulusturkmen Diyor ki:

    Banu ve Filiz, çok teşekkür ederim. Filiz, bana söylenen bir laf var, bebekle ilgili zor zamanlarımda aklımda tutmaya çalışırım: Bu çocuk kısmında her tavır geçici! Bebeklerde 2-3 hafta, biraz büyüklerde 2-3 ay, daha büyüklerde daha fazla. Bir tanıdığım büyük oğlunun küçüğünü hastanelik etmemesi için çabalıyordu resmen! En son aradığımda araları yumuşamıştı, ama bu feci dönem 2 yıl falan sürdü. “Worst case scenario”, bu! Seninki eminim öyle değildir! :)

  4. Yonca Diyor ki:

    He ya ne guzel anlattin be ablacim, valla bende tekrar bir yasadim bizim zibidinin dogumunu okurken. Ama bunca detayi iyi hatirliyorsun, ikincisi oldugu icin belki ama ben bizimkinin dogumu ile ilgili olarak inan hicbirsey hatirlamiyorum :)

    Cok tebrik ederim, umarim cok keyifli gecer. Simdi resimlere baktim da inanilmaz cabuk buyuyorlar, bizimki guya daha ufacik falan ama 2 ayiyla Asli’nin yaninda abi gibi duruyor resmen.

Yorum yapın